10 Eylül 2009

TARİHTEN GÜNÜMÜZE İZMİR MUTFAĞI ve BENİM MUTFAĞIM...




Merhaba sevgili dostlar;




Evlendik, barklandık; düğün dernek kurduk; tatile gittik geldik derken normal hayatın koşturmacasına karışıverdik. Soyadım değişik, oturduğum ev değişik devam ediyorum günlerime.




Bakmayın ben de değiştim biraz, sanki evlendim bir ay geçince duygularım, halim tavrım, duruşum değişti. Değişik bir psikoloji evli bir kadın olmak.




Uzun anlatıcam söz hepsini, hatta eşimle tanışma hikayemi... bu aralar yazasım var çok. Yağmurlu günlerden mi bilmem. Bol bol resim çekesim, anlatasım, yazasım var....




İlk heves kocama da bir güzel yemekler yapıyorum ki sormayın. O beğendikçe, yedikçe "Prenses hayatta yediğim en güzel sebzeli tavuktu..." dedikçe bal damlıyor yemeklerimden.




Oysa ben bazen uyduruveriyorum ki hepsini...




Geçenlerde İzmir'den getirdiğimiz keçi peynirini serptiğim makarnayı yedik beraber. "Vallahi prenses kuzu kessen bu kadar makbule geçmezdi" demesin mi :))




Seviyorum ben bu yemek yemeyi çok seven adamı...




Efendim şimdi gelelim başlığa.... Nedim Atilla'nın Tarihten Günümüze İzmir Mutfağı isimli kitabını arıyorum harıl harıl. Hem de belki 4 yıldır. Nedim Beyle'de irtibata geçtim. O ha bugün ha yarın basılacak diyor. Kitap da tükenmiş zaten İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde.




Bulanınız, duyanınız edineniniz varsa bilgilendirin beni de a dostlar...




Haber bekliyorum sizlerden...






Selam ve sevgilerimle....

21 Temmuz 2009

Prenses Evleniyor...


Sevgili dostlarım,


Mahzun Prenses hayallerinin kasabası olan Çandarlı'da bir kır düğününde evleniyor...
Prensini buldu sonunda...


Yakında yeni maceralarım, düğünüm yeni evimin mutfağı ile huzurlarınızdayım...
Hepinizi kucak dolusu selamlıyorum...

12 Mart 2009

BEN MEMLEKETİMİN ZEYTİN KOKULU DAĞLARINI ÖZLEDİM



Zeytin kokan dağlarda elimde sopam, sivri bir kayanın ucuna ilişip güneşin batışını hülyalı gözlerle izlemeyeli o kadar çok oldu ki... Nasıl özledim anlatamam... Yapacak bir şey yok, gidemiyorum...






Şimdi gözlerimi yumuyorum ve kendimi bambaşka bir dünyada, orada hayal ediyorum...






Muhakkak saçları uçuran asi bir rüzgar ya da dizleri yırtan sivri çalılar olmalı bu manzarada. Kıyıda köşede sarı dağ çiçekleri açmış olmalı belki bir kaç tane kırmızı olanlardan da vardır. Ben en çok beyaz olup da tüylü olanlarını severim ama. Onları da hayal ediyorum şimdi.






İlkbaharda yemyeşil fışkıran çimenler kurumuş sapsarı olmuş bu mevsimde... Toprak da yer yer çatlamış zaten. Susuz bir kuraklık hakim dağlara ama yine de bir güzellik, doğallık kaplamış sanki her yeri. Huzur, yumuşaklık ve sessizlik dolduruyor içimi izlerken.






Kayalar üzerinde bir tablo misali renkli likenler gözüme çarpıyor bir anda. Hatta minicik taşların üzerini örtenlerini bile görüyorum. Yavaşça yerden bir taş alıp yanımdaki badem ağacında iri bir bademi nişan alıyorum bununla. Hiç beceremem ki zaten yine ıska...






Vazgeçip ilerideki zeytin ağacına yöneliyorum. İri yeşil zeytinler dizilmişler sıra sıra... Eylülde mevsim dönünce ne güzel etlenecek bunlar. Yere düşmüş ve kuşların gagaladığı bir tanesini alıyorum ve koyuyorum cebime. Eyvah sopamı ilk başta üzerine oturduğum kayaya yaslamıştım. Orada bırakmış olmalıyım. Gidip almaya da üşeniyorum. Dönerken alırım artık. Şimdi uzakta uçuşan bir kuş var onu izlemeliyim. Yerdeki tohumları yemek için daldan dala atlıyor ama bir türlü inemedi yere. Sanırım benim varlığım ürkütüyor onu.




Orada da gözlerimi kapıyorum tam da salkım saçak yapraklarını savuran iğde ağacının altında. Eski sokaklarda dolaştığımı hayal ediyorum mis gibi salça kokan, zeytinyağı kokan mavi boyalı kapılar arasında.




Kediler bile sakindir benim meleketimde hiç korkup da kaçmazlar sizden. Sevin bizi doya doya der gibi...




Ahh ahh ben memleketimin zeytin kokulu boz bulanık dağlarını özledim....

08 Şubat 2009

ELMA SİRKEM

Duydum ki elma sirkesi çok faydalıymış.


Vücuttaki toksinlerin atılmasından tutun da karaciğer yağlarının parçalanmasına kadar bir sürü işe yarıyormuş.





Eee mevsim de elma mevsimi. Elma bulmak kolay.


Böyle işlere meraklı biri gerekli; o da var :))

Sonra yardımsever bir anne...


Güzel fotoğraflarla süslenecek üç haftalık "elma sirkesi" serüvenine hoş geldiniizz...
Şimdi size nasıl yapıldığını anlatayım. Tarif rahmetli anneannemden....

Önce iri güzel bir kaç elmayı bol suyla yıkayıp iyice temizleyin.
Geniş ağızlı derinliği az olan bir cam kabı da kaynar suyla yıkayıp kurutun.
Sonra elmaları rendeleyin ve kabın içine koyun.
Üzerine 2 kesme şeker ve 1 su bardağı kaynayıp soğutulmuş su koyun.
Kabın ağzına temiz bir tülbent koyup loş bir yerde bekletin.
Günde bir kere karıştırın....
Devamını beraber göreceğiz...
Ben şimdiden sirkemin olacağı günü dört gözle bekliyorum..
Şifa niyetine, yarasın...

18 Aralık 2008

DÜNYANIN EN İYİ KALPLİ KIZI POLONEZKÖYDE




Ne zamandır yazmıyorum ben biliyorum.

Ancak bu günlerde bir başka esiyor rüzgar.

Ya da benim başımda kavak yelleri esiyor da ben öyle sanıyorum...